Hakkımda

Adım Efruz. (Ne kadar sıradan bir giriş, farkındayım. E beklentiyi yüksek tutmamak gerek.)
Diyaloğun bir sonraki adımı ‘Hmmm. Peki Efruz ne demek?’ olduğundan, şuraya bi yere kopyaladığım cevabı yapıştırayım:

Efruz Farsça bir isim olup, “yakan, tutuşturan ve kavuran güzel” anlamlarına gelmekte. Benden bağımsız bir mana, ey okuyucu. Rahat ol, gerilme. Zaten bende öyle yakmaklık falan olsa, ne işim var internette? Gider, muhteviyatıma uygun bir meslek icra ederim. (Gülüşmeler falan)

İlkokul ve ortaokulun üzerinden epey geçtiğinden, pek bir detay veremeyeceğim sanırım. Ama iyi çocukmuşum, hoşmuşum falan. Ciddiyim bak.

Ardından Çapa Anadolu Öğretmen Lisesi’nde damarlarıma zerkedilen öğretmenlik idealinden Boğaziçi’nin çimlerine uzana uzana kurtuldum. O semirme halinden ise UPENN’in sert ve soğuk duvarlarına çarpa çarpa kıvamı tutturdum.

Asıl mesleği İngilizce öğretmenliği olan bu arkadaşınız, şu ara mühim sayılabilecek bir mesaisini Hariciye Nezâreti dahilinde harcamakta, Türk-Amerikan ilişkilerinde torunlarına güzel bir miras bırakmak için kasmaktadır. (Türk-Amerikan Gençlik Meclisi ismini 2011′de pek sık duyacağız;)

Maişetini ise aydınlanmacı bir genç olarak, LED teknolojisini evlerimize, sokaklarımıza, karayollarımıza, demiryoll… uzatmıyım, hayatımızın her yerine sokan bir Amerikan firmasının Türkiye ve Ortadoğu operasyonlarını yöneterek kazanmaydı. Ta ki, kurumsal yazılım çözümleri sunan bir web yazılım şirketinden hayır diyemeyeceği bir teklif alana kadar.

Şu anda, ‘iş geliştirme müdürü’ sıfatıyla çalıştığı yerin daha ileriye gitmesi adına projeler üretmekte, kurumsal bağlantıları, KOSGEB ve TÜBİTAK destekli projeleri araştırıp yönetmekte ve bunların sektörel konumlandırılması ile ilgili çalışmalar yapmaktadır. (Neden 3.tekil şahıs ağzıyla yazdıysam bunları!)

Bir dönem sosyalliğin dibine vurmaklıkla övünüyor olsam da, şu sıra tek rutin sosyal aktivitem her akşam yüzme ve diğer kondisyon sporlarını yapmaktan öteye geçmemekte. Bunun yanında, 15 günde bir toplandığımız ve son 3 yıldır solist olarak görev aldığım bir Türk Sanat Müziği koromuz bulunmakta. Gönül isterdi ki, koroda kemanını öttüren adam (ağlatan mıydı o?) olaydım. Fekat ben öten adam olmayı seçtim. Hoş, bunu ben seçmedim. Sadece 2001 yılında flörte başladığımız kemanı epey farklı şekillerde aldattım, ihmal ettim ve nihai aşamada bana, ezberlediğim parçalardan başkasını çalamamak gibi bir anı kaldı. Hoş, o parçalardan bile konser icra edecek kadar da kurnaz, hin, tilki ve işi bilmeyen ama işi bilen gözüken birisi olduğumu -aramızda kalmak kaydıyla- paylaşmak isterim.

Yüzemeyen; ama dalış eğitimini başarıyla tamamlayıp hafiften brövesini alıp eğitmenliğe seyirten, yeryüzünün en beceriksiz Akdenizlisi olma ünvanı da şahsıma ait. Evet. İnanmayan varsa, haziranı bekleyebilir. (Cidden, bekler misin? Bekle valla. Ben bekliyorum)

Çöp adam dahi çizemeyen bendenizin 4 dil konuşuyor olması (İngilizce, Almanca, İspanyolca ve Arapça) hepinizden çok beni şaşırtmakta. Hayır, ciddiyim. Meseleyi ‘Çocuğun dile istidâdı var kardeşim’ derekesine indirmek de pek bi naif kalıyor; ama olsun. Ben mevzuyu ‘takdir-î ilahi’ bağlamında ele alıp, bu nimet için yaratıcıya şükretmekteyim.

Beyza isminde bembeyaz bir Van kedim var. Neden Beyza? Çünkü bu kelime, Arapça’da ‘beyaz’ anlamına geliyor. Yani öyle eski sevgilimin adı falan değil. (Kıkırdaşmalar falan)

Uzattığımın farkındayım. Peki sen benim ne kadar geveze olduğumun ve olabileceğimin farkında mısın?

Bence yol yakınken vazgeç bu sevdadan.

Evet.

Sorusu olan?

Süreniz başlamıştır.
Boş şanslar.

FriendFeedTumblrBlogger PostShare